Ağaç ve orman ve çevre konusunda da Hz. Peygamberin hassasiyeti bilinmektedir. Bizzat kendisi 500 hurma ağacı dikmiştir. Çevrenin korunması, yeşilin muhafazası konusunda şu hadis Hz. Peygamber’in net tavrını ortaya koymaktadır;
"Kim bir sidre ağacını keserse, Allah onun başını cehenneme uzatır". Hz. Peygamber Taifliler’le yaptığı anlaşmada çevredeki ağaçların korunmasını, av hayvanlarının avlanmamasını şart koşmuş idi.
Hz. Peygamber’in ağacı ve ormanı koruma yönünde aldığı tedbirler günümüz için önemli mesajları kapsıyor. Medine ovasında yetişmiş ağaçların kesilmesini yasakladığı gibi, yeni ağaçlık ve orman meydana getirilmesini de emrediyordu.
Yine çevre ve orman dostu Fatih Sultan Mehmet Han;
“Benim ormanımdan bir yaş dal kesenin başını keserim” şeklinde fermanıyla konuya ne kadar ehemmiyet verdiğini gösteriyordu.
Sarayın bahçesine dikilen nadide ağaçlara karıncaların dadanıp zarar verdiğini gören Kanûni Sultan Süleyman aşağıda pusulayı yazarak Şeyhu'l-İslam Ebus-Suud efendiye gönderir:
Dırahta ger ziyan etse karınca /Cezası var mıdır anı kırınca
Şeyhu'l-İslam'dan hemen şu cevap gelir:
Yarın hakkın divanına varınca /Süleyman dan hakkını alır karınca
Büyük İslam âlimlerinden Yahya Efendi ile, Kanunî Sultan Süleyman süt kardeşidirler. Yahya Efendi, duası makbul, keramet ehli bir zattır.
Bir gün Kanunî, Osmanlı'nın sonunun nasıl olacağını merak eder ve Yahya Efendi'ye şunları yazar:”Ağabey, sen ilahî sırlara vakıfsın. Kerem eyle de, biz Osman oğullarının akıbetinin ne olacağını haber ver.”
Soruyu okuyan Yahya Efendi, bir kâğıda: “Kardeşim, "neme gerek" yazar ve padişaha gönderir. Cevabı okuyan Kanunî hayretler içerisinde kalır. Hemen kayığa biner ve Yahya Efendi'nin, bugünkü Yıldız Parkı'nın yanında bulunan dergâhına gider. Soru sorup da cevap alamamış olmanın üzüntüsüyle:- Ağabey, bu ne iştir? Sualimize cevap vermediniz. Yoksa bir kusur mu işledik? der.— Biz cevap verdik, der Yahya Efendi, ancak bunu sizin anlayamamanıza şaşarız.— Nasıl cevap verdiniz? “Kardeşim! Bir devlette haksızlık ve zulüm yayılır, bunu işitip, görenler de "neme gerek!" derlerse, mani olmazlarsa; bir koyunu kurt değil de çoban yerse, bunu bilenler de hakikati söylemezse; fakirlerin, muhtaçların, gariplerin feryadı göklere çıkıp bunları taşlardan başkası işitmezse, işte o zaman neslinin yok olmasını bekle! Hazineler boşalır, asker itaat etmez, işte o zaman yok olmak zamanıdır.”Kanunî, Yahya Efendi'den hayır dualarını İster ve işittiklerinin hüznü ile oradan ayrılır.
Evet, neme gerek günümüz için ne kadarda geçerli bir söz değilmi. Çünkü çevreyi kirletenlere, son model arabasıyla giderken yola poşet dolusu pisliği fırlatan kişilere ne kadar fazla rastlıyoruz ama Allah aşkına kaçımız bu konuya duyarlı olup onu ikaz ediyoruz.
Komşu bahçe sahibi bir gün önce ilaçladığı ürünü bir gün sonra hasad ederken onu uyarıyor muyuz.? Veya üreticimiz boş tarım ilaç kutularını su kaynaklarının yanına attığını görünce yüreğimiz sızlıyor mu? Hep neme gerek, ama unutmayalım ki hepimiz aynı gemideyiz.
Çevre kirliliği dendiğinde genellikle akla önce hava kirliliği, endüstriyel atıklar, nükleer atıklar, ses kirliliği gibi konular gelmektedir. Tarımsal faaliyetler sonucu olabilecek kirlilik hiç düşünülmemektedir. Oysaki çevre kirliliğine ve doğal dengenin bozulmasına neden olan en büyük etkenlerden biri yoğun olarak kimyasalların kullanıldığı tarımsal faaliyetlerdir. Üstelik konvansiyonel tarım yöntemi, (kimyasalların kullanıldığı, bildik ve uygulanan tarım yöntemi) yalnızca çevre kirliliği ve doğal dengenin bozulmasına neden olmamakta aynı zamanda besin zinciriyle tüm canlılara ulaşarak yaşamlarını tehdit etmektedir. Bu tehdidin sürekliliği ve hızla ilerleyişi her geçen gün doğadaki geriye dönüşü biraz daha zorlaştırmaktadır.
Dünyada her gün 1 milyon tondan fazla zehirli atık doğaya atılıyor. Daha çok kazanmak, başkasından daha çok zengin olmak için, çılgınca üretiyor ve tüketiyoruz. Çevremize bıraktığımız ve her gün daha da büyüyen atıkların ne olacağı, nasıl temizleneceği, bugün için meçhul.
Mevcut ekolojik dengeyi koruyabilmek için kimyasal maddelerin topraklarımızda daha fazla birikmesine engel olmamız gerekiyor. Bunun için de ilk yapılması gereken,başta çiftçiler olmak üzere tüm çevremizin bilinçli pestisit kullanımını sağlamalıyız.
Her insan yediği gıdanın hangi şartlarda yetiştirildiğini ya da hazırlandığını bilmek ister. Bu düşünce ile ürettiğimiz mahsulü tüketenlerin endişe duymadan, güvenerek yemesi hedeflememiz gerekmektedir.
Zirai ilaçlar; Tavsiye dışı, Gereksiz ve yüksek dozda, Son ilaçlama ile hasat arasındaki bekleme süresine dikkat edilmeden kullanılmaları halinde; gıda ürünün de limitin üzerinde zehir kalıntısına sebep olunacağından, bu durum insan sağlığı ve çevre açısından risk oluşturur..!
Zirai ilaçlar tavsiyesine uygun kullanılırsa ilaçtır. Tavsiye dışı ve kontrolsüz kullanılırsa zehirdir. bu zehir bir gün size de dönebilir....!”
Bekleme süresi ilaç etiketinde ‘Son İlaçlama ile Hasat Arasında Geçmesi Gereken Süre’ olarak tanımlanmakta olup, ürün hasadında bu süreye mutlaka dikkat edilmelidir.
Süresi dolmadan ürün hasat edilmemeli ve tüketilmemelidir.
Aksi halde ürün yerine ZEHİR hasat edilmiş olur.
Hastalık, zararlı ve yabancı otlar ürününüze ekonomik olarak zarar vermeye başladıysa öncelikle size en yakın tarım teşkilatına müracaat ederek Kültürel önlemler, Mekanik, Biyolojik, Biyoteknik veya Entegre Mücadele gibi uygun olan değişik mücadele yöntemlerinden birini uygulamak gereklidir.
Eğer bu yöntemlerle sonuç alınamazsa, en son çare olarak KİMYASAL MÜCADELEYE başvurulmalıdır. Hangi tarım ilacını ya da gübreyi kullanacağınızı tarım teşkilatından öğrenmemiz lazımdır.
İlaç etiketini mutlaka okuyarak etikette belirtilen ürün adı, kullanma zamanı ve ölçüsüne uygun ilaçlama yapılmalıdır.
İlaç etiketinde yazan son ilaçlama ile hasat arasındaki bekleme süresine mutlaka uyulmalıdır.
Unutulmamalıdır ki yaşadığımız Dünyanın, içtiğimiz suyun kokladığımız havanın içinde bulunduğumuz çevrenin alternatifi yoktur.
Yüksek verim
Kaliteli üretim,
Sağlıklı toplum ve çevre için;
Hepimize görev düşüyor…..
Aziz ÖZKAN
Ziraat mühendisi
ozkanaziz@gmail.com